Picasso ve Kuran

Almut Sh. Bruckstein Çoruh ile söyleşi

Berlin’de açılan „Tasvir – İslam İmge Dünyaları ve Modernizm“ sergisi, çağdaş sanatı klasik İslam sanatıyla buluştururken, İslam sanatına bakışı da değiştiren yepyeni perspektifler ortaya koyuyor. Nimet Şeker, serginin küratörü Almut Sh. Bruckstein Çoruh ile söyleşti.

Berlin festivalinin kuratörü, „Tasvir“ sergisinin İslam’a karşı duyulan güvensizlik ve yanlış anlaşılmalara karşı durması gerektiği görüşünde. Böyle bir durumda sanat ile elde edilebilecek olanlar nelerdir?

Bruckstein Çoruh: Joachim Sartorius açılış konuşmasının hemen başında şunu söyledi: Ne siyasetin ne de İslam Konferansı’nın başaramadığı, nesnelerin ve insanların doğrudan teması, sanatçıların karşılıklı konuşma ve düşünce yürütmeleriyle ortaya çıkan bir sergi ile başarılabilir. Sartorius aynı zamanda çağdaş sanatçıların karşılaşmasını, normalde birbirine bunca yabancı kalan tarafların teması için son derece önemli bir an olarak nitelendirdi. Siyasi realitede baştan aşağı hayal olarak değerlendirilen bir şeye tanıklık edebiliriz bu sergide.

Yani sergi, kültür dünyaları arasında ayırıcılıktan çok birleştirici unsur olduğunu vurgulamayı amaçlıyor, öyle mi?

Bruckstein: Hatta biraz daha ileri gidip, serginin „İslami“ olan unsurların her türlü „bölgesel“ tanımından vazgeçtiğini söyleyebilirim. Sergi bir kronoloji de takip etmiyor; başlangıcından günümüze „İslami sanat“ diye tabir edilen oluşumun eskizini çizmeye kalkışan bir sergi değil kesinlikle. Katılımcıların seçiminde de aynı tavır benimsendi ve uluslararası sanat sahnesinde yer alan 50 katılımcı bölgesel bir tasnife tabi tutulmadı. Serginin hedefi, İslam dünyası tabir edilen alanda bulunan sanatçıların kendi kökleri üzerinde nasıl çalıştıklarını göstermek değil.

Başta şaşırtıcı görünebilir ama asli amacı, kültürler arasında diyalogu sağlamak da değil. Zira diyalog, birbiriyle taban tabana zıt toplulukların varlığını gerektirir. Oysa bu sergiden çıkıldığında taraf diye bir şey olmayacak insanların akıllarında. Sağ veya sol, Doğu ya da Batı, hatta klasik ve çağdaş eser ayrımı bile yok. Buna karşın serginin bize gösterdiği, belli temalar etrafında toplanan, klasik olduğu kadar çağdaş sanatsal duruşların şiirsel çağrışımları. Temalara göre tasnif yöntemiyle peygamberin çarıklarını resmeden 16. yüzyıldan kalma bir Pers minyatürünü, Rebecca Horn’un „Waiting for Absence“ adlı işine bağlamak mümkün. Zamanın ve mekânın ötesinde olan, hatta Aby Warburg’un belki de „pathos formülleri“ olarak adlandıracağı insani temalar bunlar.

Böylece Batı’daki İslam sanat tarihinin kategorilerini de yapıbozumuna uğratıyorsunuz. Örneğin bir Picasso’yu, bol süslemeli bir Kuran elyazmasıyla ilintilendiriyorsunuz. Bu bağlantıyı nerede görüyorsunuz?

Bruckstein: Bu ayrımı hat sanatının görsel tezahürlerine göre yaptık. Özellikle son derece değerli Kuran elyazmalarında, Pers vezninde kullanılan hat sanatı ya da Osmanlı hat sanatı, İslam sanat tarihi içinde en yüksek değer kabul edilir. Zira yazının onu içeriğinden bağımsızlaştıran görsel bir boyutu vardır. İstanbul’dayken gittiğim Sakıp Sabancı Müzesi’nde Pierre Reverdy’nin „Le Chant des Morts“ eserinin Picasso tarafından hazırlanmış litografi baskısını gördüm ve Sabancı Müzesi müdüresi Nazan Ölçer ile yaptığımız görüş alış verişi sonucunda Picasso ile Sabancı Müzesi’nde sergilenen son derece nadide Osmanlı hat sanatının çizgi fenomeni arasındaki bağlantı meselesi ortaya çıktı. „Picasso ve Kuran“ adlı alanda, çizginin oluşturduğu görsel, işitsel ve melodik biçim fenomeniyle haşır neşir oluyoruz.

Alana girildiğinde içeride, farklı zaman ve mekânlarda kaydedilmiş on beş farklı tecvid (Kuran okuma usulü ve ilmi) metni işitilecek. Bunun ardından sanki Goethe odanın ortasında dikilmiş gibi, „Sakın okuma, hep şarkı söyle! İşte o zaman her sayfa senin olur,“ diyecek. Ziyaretçi bir odanın üç duvarında 12.-13. yüzyıldan kalma bir Mağrip Kuran elyazması, bir duvardaysa inanılmaz yoğun kırmızı çizgilerin görüldüğü, ziyaretçiye nokta ve satırın adeta kutsal kitap Kuranı Kerim’in dizelerinden esinlenildiği izlenimi veren bir Picasso duvarıyla karşılaşacak. Bu sadece görsel değil, aynı zamanda bedensel bir mesaj. Bedensel derken bir performans boyutunun olmasından, metnin ezgiyle söylenmek istenmesinden söz ediyorum. Nitekim metin ile hareket arasında bir bağlantı var, zira Kuran’ın okunması aynı zamanda bedensel bir eylemdir.

Tüm şiirsel yönünün çağrışımların yanı sıra serginin belli bir siyasi rengi de var.

Bruckstein: Buradaki siyasi renk, İslam kültürünün, Avrupa tarafından son derece monolitik olarak kurgulanmış yapılarından kurtarılmasından ibaret. Objelerin, hüküm süren „İslam hanedanları tarihinin“ çerçevesinden ya da bir müzede sergilenmek için girmek zorunda oldukları diğer bağlam ve kalıplardan soyutlanmaları tabi ki siyasi bir duruş ve mesaji da içinde barındırır. Yaygın biçimde yapılan üstelik kamuoyunun İslam konusunda gerçek anlamda bilgi sahibi olmadığı da hesaba katılırsa – „İslam“ı işaret etme eyleminin son derece yaralayıcı ve mesafe yaratan siyasi bir işlevi vardır. Bu sergide, kolektif „öteki“ni işaret etmek olanaksız, çünkü objeler ve sanatsal duruşlar birbirleriyle o kadar bitişik duruyor ki ötekinin varlığına yer bırakacak mesafe kalmıyor.

Minyatürleri sergiye nasıl entegre ettiniz?

Bruckstein: Minyatürlerde izlenen yol, şiirin görsel tasavvur gücünden faydalanıyor. „Peygamber ve Portre – Face and Effaced Face“ alanını bu sebeple oluşturdum. Peygamberin yüzü de önemli olmakla beraber, konu biraz daha ileri, ressamın modeline nasıl dokunduğu meselesine kadar uzanıyor aslında. 16. yüzyıldan kalma muhteşem güzellikte bir Şahname minyatürü gösteriyoruz; burada plastik biçimde gizlenmiş Muhammed, yüzü sahabelerine dönük olarak parmağıyla ayı işaret ederken, etrafındakiler de onu gösterir, yani döngüsel bir işaret etme vardır. Peygamber şöyle der gibidir: „Beni görmek istediğinizde aya bakın, çünkü ay eksiksiz güzelliği(mi)n göstergesidir.“ Sergi alanında buna ilave olarak Gazali’den bir alıntı yer alır: „Dudaklarındaki gülümseme, dolunayın güzelliği gibiydi.“ Ben de bu ay metaforunu tüm alana yansıttım. Metaforun kendisi Budist inancının yanı sıra Hint geleneğine de dayanır. Yine aynı mekân içinde Kore işi bir ay vazosu da yer alır, çünkü Kore geleneğinde de ay aynı anlamı taşımaktadır. Minyatür sanatının özünde bulunan şiirsel bir metaforla yapılan bir oyun bu.

Klasik İslam sanatını çağdaş sanatla ne ölçüde birleştirmek mümkün? Eminim eleştiri yağmuruna tutulmuşsunuzdur.

Bruckstein: Elbette. Yapılan eleştiriler objelerin „bağlamlarından koparıldığı“, bunun bir tür „şiddet eylemi“ olduğu yönünde. Ancak küratör olarak kullandığım yöntemin hem heyecan verici ve hem de çelişkili görünen yanı, alıntının temel ilkesine tekabül etmesidir. Sergi içinde, edebi, sanatsal ya da sohbet bağlamından olduğu kadar başka sergilerden de kaynaklanan, bir emsal niteliği olmayan neredeyse tek bir yerleştirme ya da seçki yok. Alıntı dediğimiz de tüm yöntemlerin en geleneksel olanı; bir küratör olarak, geleneksel okumaların yaptığının aynını hayata geçiriyorum aslında. Hadis ya da Midraç gibi en tutucu aktarım biçimleri de alıntıdan faydalanır. Alıntılamak da bir şeyi bağlamından çıkarıp bir başkasına yerleştirmektir. Alıntı, hem gelenekseldir hem de radikal biçimde alıntılandığı bağlamı dönüştürür. Serginin temsil ettiği de bu ikisinin arasında duran bıçak sırtında bir denge oyunu.

Batı şarkiyatçılığı için tek bir yol vardır, o da İslam kaynaklarının kültürel açıdan farklı olan öteki olarak tasvir edilmesi. Nitekim kategorileri de bu görüşe dayanır. Edward Said’in, şarkiyatçılık (oryantalizm) yaklaşımını sorgulayıp eleştirdiği eserinden bu yana otuz yıl geçmesine rağmen Avrupa eliyle tarihsel olarak kurgulanmış bu yaklaşım halen o derece tartışmasız kabul görmekte ki bir bu duruşu sorgulayan aleni bir düşünce yürütme faaliyeti görülememekte. Alıntılara da bu düşünce kategorilerini alaşağı etmek kalıyor. Yaratıcı biçimde elbette.

Söyleşi: Nimet Seker
© Qantara.2009

Almancadan çeviren: Ogün Duman

18 Ocak 2010 tarihine kadar Berlin’deki Martin-Gropius-Bau’da sürecek olan sergi, ha’atelier ile işbirliği halinde Berliner Festspiele tarafından düzenlenmektedir.

Masalsı Şark fotoğrafları: Sergi: Tarihi Şark Fotoğrafları 1864 – 1970

Sevrugian: Şark Görüntüleri – Ermenistan ile İran arasında kültür gezginleri

Schreibe einen Kommentar

Trage deine Daten unten ein oder klicke ein Icon um dich einzuloggen:

WordPress.com-Logo

Du kommentierst mit Deinem WordPress.com-Konto. Abmelden / Ändern )

Twitter-Bild

Du kommentierst mit Deinem Twitter-Konto. Abmelden / Ändern )

Facebook-Foto

Du kommentierst mit Deinem Facebook-Konto. Abmelden / Ändern )

Google+ Foto

Du kommentierst mit Deinem Google+-Konto. Abmelden / Ändern )

Verbinde mit %s

%d Bloggern gefällt das: