Ahmet Davutoğlu

Stratejik açılımlar ve kooperasyonlar

AKP hükümeti iktidara geldiğinden beri, Türk dış siyasetinde büyük ölçüde pasif olan bir yapıdan, dinamik ve çok boyutlu diplomasiye doğru bir dönüşüm gözleniyor. Bu değişimin mimarı Ahmet Davutoğlu. Nimet Şeker’in haberi.

stratejik_derinlikDışişleri geçmiş dönem bakanlarından İlter Türkmen bir keresinde Türkiye’nin dış siyasetinin daima tepkisel bir yapıya sahip olduğunu söylemişti. Buna göre önce birşeyler olana kadar bekleniyor ve ancak ondan sonra ülkenin kendi konumu müdafaa ediliyordu.

Soğuk Savaş’ın bitmesiyle birlikte yavaş da olsa Türkiye’de düşünce tarzında bir değişim başladı. Bilkent Üniversitesi’nden Duygu Sezer ve Ali Karaosmanoğlu gibi siyasetbilimciler, bahsi geçen tepkisel duruşun karşısına Türk dış siyaseti için „büyük strateji“ kavramını getirdiler.

İstanbul’da gerçekleştirilen 136. Bergedorf Toplantıları’nda siyasetbilimci Hüseyin Bağcı şöyle diyordu: „Olayların dışında kalmaktansa Türkiye artık olumlu anlamda agresif olmalı, her yerde mevcudiyetini korumalı ve gerek bölgesel, gerekse küresel gelişmelere katkıda bulunmalı.“

Bu tarz düşünceler bugüne değin Türk dış siyasetinin söyleminde yer almıyordu. 2002 yılında AKP’nin Başbakan Erdoğan öncülüğünde iktidara gelmesiyle birlikte, Türk dış siyaseti bahsedilen ilkeler doğrultusunda geliştirildi.

Türkiye’nin stratejik derinliği

Türkiye’nin yeni dış siyasetinin fikir babası ve mimarı olarak, siyaset profesörü ve Erdoğan’ın yıllarca dış siyaset başdanışmanlığını yapmış olan Ahmet Davutoğlu gösteriliyor. Davutoğlu, bu yılın Mayıs ayında gerçekleştirilen kapsamlı kabine değişikliği sonucu, selefi Ali Babacan’ın yerine geçmeden önce de birçokları tarafından „gizli dışişleri bakanı“ olarak kabul ediliyordu.

Önceki dışişleri bakanlarından farklı olarak Davutoğlu, kentsel seçkinler arasından gelmiyor. Onun kökeni bir Orta Anadolu kenti olan Konya. Başbakan Erdoğan ve Cumhurbaşkanı Gül gibi o da, İslamcı-muhafazakar olarak tanımlanan yeni Anadolu seçkinlerinden birisi. AKP’nin iktidar partisi olarak uyguladığı siyasette bugüne kadar bu Anadolu seçkinleri özellikle dış siyaset alanında olmak üzere kendilerinden önceki hükümetlere göre daha pragmatik ve modern bir çizgi izlediler.

Bu yeni yaklaşımın öncelikli ilkesi ise komşu devletlerle „sıfır problem politikası.“ Davutoğlu bunun altını çiziyor: „1990’lı yıllarda Türkiye’nin komşularıyla ilişkileri son derece değişken bir yapıdayken bugün bunlar neredeyse istisnasız olarak mükemmel seviyededir.“

Eskiden Türkiye mevcut tehlikeleri uzaklaştırarak toprak bütünlüğünü korumaya çalışıyordu. „Artık biliyoruz ki sadece soft power kullanarak sınırlarının ötesinde etki sağlayanlar kendilerini gerçekten koruyabilirler“ diyor Davutoğlu, „Stratejik Derinlik – Türkiye’nin Uluslararası Konumu“ başlıklı kitabında.

Yeni Osmanlıcılık eleştirisi

Eleştirmenler Türkiye’nin eski Osmanlı etki alanına yaptığı bu fikirsel dönüşü „Yeni Osmanlıcılık“ olarak nitelendiriyor ve bunu emperyalist emellerin yeniden canlandırılması olarak değerlendiriyorlar.

Bu arada, Davutoğlu’nun değişen bir bölgede dinamik diplomasi stratejisi, siyasi bir paradigma değişimine yol açtı. „Eskiden birçokları Türkiye’yi kuvvetli kaslara, zayıf bir karına, kalp sorunlarına ve orta çaplı bir beyine sahip olan bir aktör olarak görüyorlardı. Başka bir deyişle; kuvvetli bir ordu, zayıf ekonomi, yetersiz özgüven ve stratejik düşünme alanında eksiklik“ diyor danışmanlığından önce, Beykent Üniversitesi’ndeki Uluslararası İlişkiler Enstitüsü’nü yönetmiş olan Davutoğlu.

Bugün ise Türkiye, uluslararası siyasetin farklı platformlarına angaje oluyor ve Balkanlar, Yakındoğu (Ortadoğu) ve Kafkaslar gibi çatışma alanlarında arabuluculuk yapıyor.

Bu bireysel arabulucu rolü, Türkiye’nin bölgedeki konumunu güçlendirdi. Rusya, Suriye ve Irak gibi eski düşmanlar artık en yakın müttefikler arasında gösteriliyor. Özellikle Rusya en önemli enerji ve ticaret ortağı haline geldi. Gürcistan krizi sırasında Türkiye, Gürcistan ile Rusya arasında bir barış anlaşması yapılmasında da önemli derecede pay sahibi oldu.

2008 yılında Suriye ile İsrail arasındaki gizli barış görüşmelerinde önemli bir rol oynayan yine Davutoğlu’ydu. Kendisi Türkiye ile, Kuzey Irak’taki Kürdistan Özerk Bölgesi arasındaki soğuk ilişkilere de yeni bir ivme kazandırdı.

Diğer yandan on yıllar boyunca Ermenistan ile Türkiye arasında diplomatik ilişki mevcut değildi, ta ki Cumhurbaşkanı Abdullah Gül bu ülkeye bir ziyaret gerçekleştirene ve böylelikle sınırların açılması için görüşmeler söz konusu olana kadar.

Ortadoğu’da önemli bir aktör

Ortadoğu sorununda da Türkiye, İsrailliler ve Filistinliler arasında giderek önemi artan bir arabulucu rolü oynuyor. Davos’taki Dünya Ekonomik Forumu sırasında Başbakan Erdoğan ile İsrail Devlet Başkanı Şimon Peres arasında yaşanan skandala rağmen gelecekte Erdoğan’ın arabuluculuk rolünden vazgeçmek mümkün olmayacak. Erdoğan uzun zamandır düşman Filistinli gruplar Hamas ile Fetih’ın aralarını bulmaya çalışıyor.

Davutoğlu bunu AB’nin bölgeye istikrar kazandırmak için Türkiye’nin imkanlarından faydalanması gerektiği yönünde bir gerekçe olarak görüyor. „Ankara’nın Ortadoğu’daki duruma olumlu bir etkide bulunma potansiyeli, AB ile Türkiye arasındaki işbirliğinin dış siyaset alanında ortaya koyabileceği temel avantajlardan birisidir“ diyor Davutoğlu ve devam ediyor: „AB halihazırda Türkiye’deki dönüşüm süreçlerinin bir motoru olmuştur ve AB ile Türkiye beraber olarak tüm bölgenin dönüşümü için bir motor olabilirler.“

Bu arada Türkiye’deki gelişmeler Arap dünyası tarafından merakla takip ediliyor. Orada birçok kişi bir „Türk modeli“nden bahsediyor ve Türkiye’yi dinamik ve özgüvenli siyasetiyle bir model olarak görüyor.

Türkiye’de ise Kemalist çevreler bu paradigma değişiminden dolayı kendileri tehdit altında görüyorlar. Bu kesimler AKP’yi „Arap yanlısı İslamcı dış siyaset“ yaptığı için eleştiriyorlar.

Günlük „Hürriyet“ ve „Milliyet“ gazetelerinin köşe yazarı Semih İdiz, Türkiye’nin yeni dış siyasetine şu şekilde bir eleştiri getiriyor: „Son bir, iki yılda stratejik derinlik değil, onun yerine kafalarda bir karışıklık görülüyor.“ İdiz’e göre komşularla hemen iyi ilişkiler geliştirebilmek sadece bir iyi bir temenni.

İdiz diğer birçok liberal eleştirmen gibi AB ile yakın ilişkilerin önemine dikkat çekiyor ve hükümetin yeni dış siyasetinin Ankara’nın AB’ye olan ilgisini yitirdiğine yönelik bir işaret olmasından korkuyor.

Zapsu: Türk kimliği yeniden betimlenmeli

Davutoğlu’nın yeni stratejisinin Türklerin kendilerini algılayışları ile ilgili sonuçları da var. Uzun bir süre boyunca Osmanlı geçmişine kompleksli bir tavırla yaklaşılmıştı. Ancak burada da yavaşça bir fikirsel değişim meydana geliyor.

„Türkiye’nin yeni ve olumlu bir role sahip olması, kendi geçmişiyle uzlaşmasını, toplumsal tabuları yıkmasını ve Türk kimliğinin olumlu bir şekilde yeniden formüle edilmesini gerektiriyor. Bizler Osmanlı soyundan geliyoruz ve bundan utanç duymamalıyız“ diyor Başbakan Erdoğan’ın yakın danışmanlardan olan Cüneyt Zapsu.

Zapsu’ya göre toplum içinde Kürtçe konuşmaya ya da Arapça okumaya izin vermek, „Cumhuriyet“in dağılmasına yol açmaz.

„Türkiye’nin Kissinger’ı“ olarak adlandırılan Ahmet Davutoğlu sadece Türk dış siyasetindeki ciddi bir yön değişimini temsil etmiyor, aynı zamanda Arap dünyası için de olumlu bir rol oynayabilir.

Akıcı olarak Arapça konuşan ve bir dönem Malezya’daki İslam Üniversitesi’nde ders vermiş olan Davutoğlu, düşman imajlarıyla şekillenen Arap dünyasında da fikirsel bir değişimin oluşmasını ve bu sayede aşılamayacağı düşünülen uçurumların aşılmasını sağlayabilir.

Nimet Şeker


© Qantara.de 2009

Almancadan çeviren Altay Atlı

Schreibe einen Kommentar

Trage deine Daten unten ein oder klicke ein Icon um dich einzuloggen:

WordPress.com-Logo

Du kommentierst mit Deinem WordPress.com-Konto. Abmelden / Ändern )

Twitter-Bild

Du kommentierst mit Deinem Twitter-Konto. Abmelden / Ändern )

Facebook-Foto

Du kommentierst mit Deinem Facebook-Konto. Abmelden / Ändern )

Google+ Foto

Du kommentierst mit Deinem Google+-Konto. Abmelden / Ändern )

Verbinde mit %s

%d Bloggern gefällt das: